TÜRKİYE’DE SERMAYE SINIFININ ÖRGÜTLERİTÜSİAD, MÜSİAD, TOBB ve TUSKON’un Devletle İlişkileri

Türkiye’de sermaye sınıfı çoğu zaman homojen, yekpare ve kendi içinde çelişkisiz bir yapı olarak ele alınır. Ana akım siyasal ve ekonomik tartışmalarda sermaye grupları çoğunlukla “seküler-laik sermaye”, “Anadolu sermayesi”, “İslamcı sermaye” ya da “yandaş sermaye” gibi kategoriler üzerinden okunur. Ancak bu tür yaklaşımlar, sermaye sınıfı içindeki tarihsel mücadeleleri, farklı birikim stratejilerini ve devletle kurulan çok katmanlı ilişkileri görünmez kılma eğilimindedir. Özellikle sermayeyi seküler-laik ya da İslamcı biçiminde kültürel ve ideolojik kimlikler üzerinden açıklamak, kapitalist sınıf ilişkilerinin maddi temelini geri plana itmekte; sermaye fraksiyonları arasındaki çatışmaları çoğu zaman kültürel farklılıklara indirgemektedir. Oysa Türkiye kapitalizminin gelişim süreci, yalnızca ideolojik aidiyetler ya da yaşam tarzı farklılıkları üzerinden değil; sermaye birikim stratejileri, devlet olanaklarına erişim biçimleri, küresel kapitalist sisteme eklemlenme düzeyleri ve sınıf içi hegemonya mücadeleleri üzerinden anlaşılabilir.

Bu çalışma, Türkiye’de sermaye sınıfının tarihsel oluşumunu ve dönüşümünü tarihsel materyalist bir perspektiften ele alarak, sermaye örgütlerini yalnızca ekonomik aktörler değil aynı zamanda siyasal ve ideolojik mücadele alanları olarak incelemektedir. TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB ve TUSKON gibi başlıca sermaye örgütleri üzerinden yürütülen analiz, bu yapıların yalnızca üyelerinin ekonomik çıkarlarını temsil eden kurumsal organizasyonlar olmadığını; aynı zamanda devlet politikalarının şekillenmesinde, hegemonik projelerin kurulmasında ve Türkiye kapitalizminin yönünün belirlenmesinde önemli roller oynadığını ortaya koymaktadır.

Kitap boyunca temel argümanlardan biri, Türkiye’de sermaye sınıfının ulusal sınırlar içerisinde kapalı bir yapı olarak düşünülemeyeceğidir. Özellikle 1980 sonrası neoliberal dönüşüm süreciyle birlikte Türkiye kapitalizmi küresel sermaye ağlarıyla daha yoğun biçimde bütünleşmiş, bu süreç sermaye sınıfı içinde yeni fraksiyonların ortaya çıkmasına ve mevcut güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Dolayısıyla bugün Türkiye’deki büyük sermaye gruplarını yalnızca “yerli”, “milli”, “seküler” ya da “İslamcı” kategoriler üzerinden değerlendirmek yetersiz kalmaktadır. Birçok sermaye grubu aynı anda hem devlet destekli ulusal birikim süreçlerinden beslenmekte hem de küresel finansal ve ticari ağlarla derin ilişkiler kurmaktadır. Bu nedenle sermaye sınıfını kültürel kimlikler üzerinden açıklayan yaklaşımlar, kapitalizmin yapısal dinamiklerini ve sınıfsal ilişkilerin tarihsel niteliğini kavramakta sınırlı kalmaktadır.

Bu bağlamda çalışma, sermaye sınıfını ulusal, uluslararası ve ulusötesi sermaye fraksiyonları arasındaki ilişkiler üzerinden yeniden düşünmeye davet etmektedir. Böylece Türkiye’de devlet-sermaye ilişkilerine dair hâkim kültürelci, klientalist ya da indirgemeci açıklamaların ötesine geçilmekte; sermaye sınıfı içindeki mücadelelerin sınıfsal ve tarihsel niteliği ön plana çıkarılmaktadır. Kitap, özellikle AKP döneminde devlet aygıtının yeniden yapılandırılması, kamu ihaleleri, finansallaşma, inşaat sektörü ve altyapı yatırımları üzerinden şekillenen yeni birikim modelini analiz ederek, Türkiye’de kapitalist dönüşümün sınıfsal karakterini görünür kılmayı amaçlamaktadır.

Bu yönüyle çalışma, yalnızca Türkiye’de sermaye örgütlerinin tarihine ilişkin bir inceleme sunmamakta; aynı zamanda küresel kapitalizmin güncel dönüşümleri içinde Türkiye’nin konumunu anlamaya yönelik daha geniş bir teorik tartışmaya da katkı sağlamaktadır. Sermaye sınıfının iç farklılaşmalarını, devletle kurduğu ilişkileri ve küresel kapitalist sistem içerisindeki konumunu merkeze alan bu yaklaşım, Türkiye’de siyasal iktisat çalışmalarına yeni bir kuramsal çerçeve sunmayı hedeflemektedir